Koskoca New York’ta Cuma namazı kılacak başka yer mi kalmadı, Episkopal Katedrali niye, diye soracak olursanız, cevabı, evet, başka yer kalmamış(!); çünkü, Müslüman kardeşlerimizin başvurdukları üç cami, kadın imama yer açmayı reddetmiş. Bir yerde, bir binada bir mescit bulamazlar mıydı, derseniz yine hayır; çünkü medyada yer almak istemişler. Nitekim, öyle de oldu…
Bu yıl Mart’ın üçüncü Cuma’sı ayın 18’ine rastladı. O gün, dünyanın her yerindeki Müslümanlar gibi ABD’nin New York şehrinde yaşayan Müslümanlar da cuma farzını eda etmek üzere bir araya geldiler. Şu farkla ki, sayıları yüz elliyi bulan kadınlı erkekli bu New York grubu, cumayı Amina Wadud isimli bir hanımın imamlığında Manhattan’daki S. John Episkopal Katedralinde kıldılar.
CNN, BBC, New York Times vb. olmak üzere uluslararası medyada geniş yer aldılar. Amina ya da Emine Wadud hanımla uzun uzun söyleşiler yayınlandı. Türkiye’den bakınca görülmüyor, meğer, kendi çapında bir şöhretmiş Emine Wadud. Kendisi bir profesör. Amerika’nın Virginia Commonwealth Üniversitesi, Felsefe ve Din Araştırmaları Merkezinde öğretim üyesi. Özgeçmişine daha doğrusu özel yaşamına ilişkin pek bilgi yok, ancak Afrika kökenli bir Amerikalı mühtedi olduğu biliniyor. Hanım, 1990’lı yıllarda Kur’an ve Kadın: Kutsal Metni bir Kadın Gözüyle Okumak isimli bir kitap yazmış. Kur’an-ı Kerim bu kitapla ilk kez bir kadın tarafından yorumlanmış oluyormuş. Hanım, ABD’de “ilerici Müslüman” olarak tanınıyor. Bu çerçevede, Müslüman toplumlarda kadınların erkekler tarafından baskı altında tutuluyor olmalarının Kur’an emri değil, ataerkil kültürlerin yorum ve uygulamalarının sonucu olduğunu söylüyor. Kur’an-ı Kerimi kadın gözüyle yorumlamasının nedeni: kitaptaki “kadın sesini”(bu kendisinin ifadesi) ortaya çıkarmakmış.
Episkopal Katedralinde “imamlık” Amina Wadud’un ilk “devrimci” çıkışı da değil. Bundan on sene kadar önce, 1994 Ağustos’unda Güney Afrika’da, Cape Town’da, Claremont Main Road isimli bir camide, yine bir Cuma namazında, okuduğu bir hutbe var. İngilizce okuduğu hutbenin başlığı “Islam as Engaged Surrender” yani – mealen – “Zorunlu Teslimiyet olarak İslam.” Anladığımız kadarıyla “zorunlu teslimiyet” derken kadınların erkeklere teslim olmalarından bahsediyor. Amina Hanım’ın Güney Afrika’daki bu hutbesi epeyce ses getirmiş; hatta ders verdiği Virginia’da yaşayan Müslümanlar üniversiteden atılması için imza toplamışlar ama başarılı olamamışlar.
Wadud’un hocalık ettiği Virginia Commonwealth, Amerika’nın en eski eğitim kurumlarından, 1693’de, Amerika daha henüz bir İngiliz kolonisiyken, Kral William ve Kraliçe Mary’nin izniyle kurulmuş. Ve tabii Protestan. Ve tabii, diyorum, çünkü İngiliz hanedanı, ünlü kralları VIII. Henry (1) Vatikan’a başkaldırıp ulusal İngiliz Kilisesini (2) kurduğundan bu yana Protestan ve Amina Hanım’ın Cuma’yı kıldırdığı Episkopal Kilisesinin menşei.
Episkopalciler, “ilerici” ve “geniş görüşlü” olmaları ile tanınıyorlar. Nitekim, daha 1976’da “kadın rahip”leri var. “Nedi” lakaplı Bavi Edna Rivera isimli, Porto Rico kökenli bu hanım, 2005’in Ocak’ında “piskopos” ilan ediliyor. “İmam” Amina Wadud’la Psikopos Bavi Edna Rivera’nın ortak noktaları, her ikisinin de 1968 kuşağının “ikinci dalga feministler” dedikleri akımdan olmaları. New York’un St.J ohn Episkopal Katedralinin kapılarını Prof. Wadud ve cemaatine açmasında hanımın Virginia Commonwealth Üniversitesinde hoca olmasının dahli olduğu muhakkak. Dahası, Amina Hanım, Princeton, Harvard gibi Amerika’nın en medyatik üniversitelerinde verdiği halka açık konferanslarla ünlenmiş. Söz konusu konferansların sponsoru da Woodrow Wilson Kamu İdaresi ve Uluslararası İlişkiler Okulu ile Din Araştırmaları Merkezi. Bu cümleden olmak üzere, Ekim 2002’de Princeton’da, verdiği tebliğin başlığı “Cinsiyet Adaleti: Kur’anî Tefsir İlmi ve Sonrasına Geçiş” adını taşıyor. Amina Hanım, ayrıca Harvard İlahiyat Fakültesinin Kadın Araştırmaları Bölümünde de araştırma görevlisi. Amina Hanım’ın imamlık girişiminin ciddi tepkilere yol açtığı bir gerçek.
İslam akidesinde bir kadının imamlığının ancak cemaatte erkek yoksa kabul edildiği malum. Böylesi bir uygulama ne Hz. Muhammet, ne dört halife, ne de sonraki dönemde görülmüş. Buna karşın, Amina Hanım’ın çıkışını “içtihat” kabul edenler, hatta özgürleştirici bulanlar da çıkmış. Meselenin özü de bu kelime de yatıyor: “özgürleştirici.” Kadınlar açısından özgürleştirici ki, bu bağlamda, Amina Wadud’un imamlığının İslam’da yeni bir içtihattan çok, yükselmeye devam eden “dünya feminist hareketin bir uzantısı olarak” ortaya çıktığı değerlendiriliyor.
Feminizm, bir biçimde hep var olmuş, ancak, bir dava olarak ele alınması, İngiliz yazar Lady Mary Wortley Montagu (3) ile başlıyor. Lady Montagu’ya çalışmalarında destek veren de “ilerici” bir din adamı, Piskopos Gilbert Burnet ki, kendisinin İngiltere Kilisesinin Reform Tarihi isimli bir de kitabı var. 1785’de Hollanda’nın Middleberg şehrinde kadınlara yönelik “ilk popüler bilim” dergisi çıkıyor. Yasalar önünde kadın erkek eşitliğini savunan ilk kitap yine bir İngiliz’den, Mary Wollstonecraft’tan. (4) İlginç olan Wollstonecraft ve eşi William Goldwin’in dönemin önde gelen ateistlerinden olmaları. Hatta anarşizmin öncülerinden sayılıyor.
1800’ler vahşi kapitalizmin kök saldığı yıllar. Hele de İngiltere’de on beş on altı saat, gün yüzü görmeden çocuk çocuk çalıştırılmak normal sayılıyor. Dahası, erkeklerle aynı koşullar altında çalışmalarına karşın, kadınların ücreti erkeklerin ücretinin yarısını bulmuyor. Hâl buyken, feminist hareket hız kazanıyor. Avrupa’da başlayan reform hareketleri Amerika’da şekilleniyor. İlk kadın hakları konferansı, 1848’de New York’ta Seneca Falls denilen yerde toplanıyor. İngiltere’deki cinsiyet ayırımcılığına karşı kısaca WSPU diye bilinen Siyasi ve Sosyal Kadın Birliği kuruluyor. Birlik üyeleri seslerini duyarabilmek için, şiddet dâhil hemen her yola başvuruyor, hatta açlık grevine gidiyorlar. Dönemin en etkin feministlerinden birisi, ünlü Marksist Emma Goldman. (5) On beş yaşındayken zorla evlendirilmekten kurtulmak için, St. Petersburg’dan New York’a kaçıyor. Orada anarşist hareketin içinde yer alırken, işsizlerle birlikte hareket ediyor. Doğum kontrol ve kürtaj yasaklarına karşı kampanyalar düzenliyor. Başkan Edgar Hoover’ın Amerika’nın en tehlikeli anarşistlerinden birisi” dediği Goodman, yine Amerikan başkanlarından McKinley’e düzenlenen bir suikast girişiminde yer aldığı iddiasıyla bir kaç kez hapse giriyor; Rusya’ya geri gönderiliyor. Orada Bolşeviklere katılıyor, daha sonra İspanya iç savaşında vuruşuyor, vs.
Böylesi bir arka planı haiz feminist hareket Birinci ve İkinci Dünya savaşlarında askere giden erkeklerden boşalan mevkileri kadınların devralmalarıyla güçleniyor. Kadınlar, fabrika işçiliğinden, yöneticiliğe kadar erkekleri aratmayacaklarını kanıtlarlarken, “eşit işe-eşit ücret” düsturunu hayata geçirmiş oluyorlar.
1960’lı yıllarda yeni bir ivme kazanan feminist harekete “ikinci dalga” deniyor. Avrupa ve Amerika’da ikinci dalga feministlerin birinci meseleleri kadının bedenini istediği gibi kullanma hakkı. Bu öncelikle kadınların cinsel özgürlüğü, ardından doğum kontrol uygulaması ve çocuk aldırma hakkı anlamına geliyor ki, başta Katolik ve Ortodoks olmak üzere “Kilise.”
“İkinci dalga” feministlerinin Kilise’nin kadınları dışarda bırakan yapılanmasını sorgulayarak başlattıkları hareket, Amina Wadud’un imamlığına da zemin hazırlarken, çekişme Ratzinger’in seçimiyle doruğa ulaşıyor.
(1)1491-1547
(2)Church of England
(3)1689-1762
(4)1759-1797
(5)d.1869
Alev Alatlı, “İçtihat ve Feminizm”, Hatırla! Geçmişin Geleceğindir, İstanbul: Pınar Yayınları, s. 175.