Bakındı Şu İran’ın Yaptığına! (1)

AP, yani Associated Press, dünyanın en eski ve en büyük, daha doğrusu küresel, haber ajanslarından birisi. 1847’de kurulmuş. Hâlen dünya çevresinde 80 bürosu var, 500’ü aşkın merkeze yılda ortalama 2200 adet “özgün haber” sunuyor. AP’nin 11 Aralık’ta geçtiği haberin başlığı: “İran pazartesi günü dünyanın dört bir yanından gelen ve Nazi katliamının olup olmadığını inceleyen soykırım inkârcılarına ev sahipliği yaptı.”(1) Ne cümle ama! Bir olay araştırılmaya değer bulunup araştırılıyorsa, önsel bir “inkâr”dan söz edilebilir mi?

Nitekim, İran Dışişleri Bakanı Manuçer Mottaki açılış konuşmasında, “Bu konferansın amacı soykırımı inkâr ya da ikrar etmek değil; soykırıma ilişkin değerlendirmelerini Avrupa’da özgürce dile getiremeyen düşünürlere fırsat vermek, tarihi bir olaya ilişkin farklı düşüncülerin ifade edilebildiği bir ortam yaratmaktır” diyor. Kaldı ki, “Yahudi düşmanlığı bütünüyle bir Batı fenomenidir. İslam ülkelerinde antisemitizm diye bir oluşum hiç bir zaman görülmemiştir.” Adam haklı mı? Haklı. Ama dinleyen kim? İzleyen günlerde saptırma, karalama, tehdit her şey var! Kıyamet kopuyor!

Çığlığı ilk basanlardan birisi, kuruluş amacını “akla, vicdana ve gerekirse yasalara başvurarak Yahudi milletine yönelik iftiraları durdurmak” olarak ifade eden Amerikan Anti-İftira Birliği (Anti-Defamation League, ADL): “Soykırım inkârının milletler ailesi içinde yeri yoktur ve Avrupa ve dünya liderlerinin bu konferansı ve bu konferansın özünde yatan her şeyi, yani antisemitizmi, mahkûm etmeleri esastır.” Dikkatinizi çekerim, ADL, Amerika’da, Ekim 1913’te, yani daha ortada soykırımın s’si yokken kurulmuş. Kasım 1975’te Siyonizm’i “bir ırkçılık ve ırk ayırımı türü” ilan eden 3379 numaralı Birleşmiş Milletler Genel Kurul kararını, Aralık 1991’de iptal ettirebilecek kadar güçlü bir “Anti-Siyonizm” müdafi!

ADL bağırırken Kofi Annan’ın susması olası mıdır? Elbette, hayır. “Milletler ailesi” korosuna o da katılır, “soykırımı sorgulamayı veya inkâr etmeyi” lanetler. “Sorgulamayı veya inkâr etmeyi!” Kavramları eşitlemeye yani tabuya bakar mısınız? Annan devamla, “Hangi dinden olurlarsa olsunlar iyi niyetli tüm insanlar eşi emsali olmayan ve inkâr edilemez bu dehşetin gerçekliğine gölge düşürmeye dönük herhangi bir girişime karşı direnmelidirler” buyurur. “Hangi dinden olurlarsa olsunlar iyi niyetli tüm insanlar” tümcesi de tam Annan’lık bir tanımlamadır. Türkçesi: “Müslüman bile olsanız, eğer iyi niyetli bir insansanız, soykırımı sorgulamazsınız.”

Şimdi, öyle anlaşılıyor ki, Tahran Konferansına 30 ülkeden katılan 67 kötü niyetliden birisi de Alman psikolog Bendikt Frings. “Çocukluğum süresince böyle bir şey bekledim,” diyor ve İran Cumhurbaşkanı Mahmut Ahmedinejat’a “Almanya’da böyle bir konferans yapmak bize yasak” diye teşekkür ediyor. Bir diğer kötü niyetli, Dr. Gerald Frederick Toben, Avusturya’da, 1994 faaliyete geçen Adelaide Enstitüsünün kurucu başkanı. Enstitünün ilk adı “Gerçek Misyonu”ymuş. Toben ve çevresi, soykırım iddialarının doğruluğuna dair ciddi şüphelerin bulunduğunu; Auschwitz’de gaz odalarının varlığının kesin olmadığını, bir takım Yahudilerin İkinci Dünya Savaşı’nda ölen Yahudilerin sayılarını ve ölüm koşullarını abartmak suretiyle parasal ya da başka menfaatler sağladıklarını öne sürüyor ve iddialarını destekleyen belgeler yayınlıyor. Toben, Enstitünün web sitesindeki yayınlarından dolayı 1999’da Almanya’da 10 ay hapse mahkûm ediliyor. Yedi yattıktan sonra 5 bin dolar kefaletle serbest bırakılıyor ama suçun tekrarı hâlinde beş yıl daha yatacak. Ahmedinejat’a Dr. Toben de “Batı toplumunun ahlaki ve akli melekelerini sakatlayan” bir konuyu açtığı için müteşekkir. “Almanya’da insanlar soykırımı inkâr ettikleri için hapsediliyorlar.” Toben’in bulgularına göre sadece Alman demiryollarının o yıllardaki kapasitelerine bakmak bile Auschwitz kampında ölenlerin sayısının iddia edildiği boyutlarda olamayacağı ispat etmeye yeter.

Bir başka katılımcı Prof. Robet Faurisson, soykırımın yeniden gözden geçirilmesini ve “tashih” edilmesini savunan çevrelerin en önde gelen isimlerinden. İngiltere doğumlu, baba Fransız, anne İskoç. İkinci Dünya Savaşı sonrası Fransızların hemen hepsi gibi, kendisi de Alman-karşıtı. Paul Rassinier, Maurice Bardeche gibi araştırmacı-yazarları okuduktan sonra soykırımı sorgulamaya başlıyor. Yeri gelmişken, tarihçi, yazar ve solcu Rassinier, “soykırım revizyonizminin babası” olarak tanınıyor. Savaş karşıtı, pasifist. Buna rağmen ülkesi işgal edilince Fransız direnişçileriyle birlikte çarpışıyor, esir düşüyor, Nazilerin Buchenwald ve Mittelbau-Dora kamplarında kalıyor. Savaş sonrası soykırımın takdim edilegeldiği gibi olmadığını anlatan yüzlerce makale kaleme alıyor. Rassinier’in “öğrencisi” Faurisson, düşmanlarının bile uzun ve derin olduğunu teslim ettikleri araştırmalardan sonra 1970’lerin sonlarına doğru soykırımın bir aldatmaca, “hoax,” olduğuna karar veriyor ve yazmaya başlıyor. Alman kökenli Ernst Zundel ve İsveçli Ditlieb Felderer’le birlikte gaz odalarının varlığını sorguluyorlar. Faurisson, Türkiye’de olsa milleti ayağa kaldıracak bir usulsüzlükle üniversiteden atılıyor; linçten zor kurtuluyor; beş kez hapse giriyor. “32 yıldır birinin bana o gaz odalarını göstermesini bekliyorum” diyor Tahran’da. Onun kanaati Nazilerin Yahudilerin kökünü kazımak gibi bir niyetlerinin olmamış olduğu.

Öte yandan, Alman “toplumunun ahlaki ve akli melekelerini sakatlıyor” da olsa, Şansölye Angela Merkel’in bu saatten sonra pişmiş aşa su katmaya hiç mi hiç niyeti olmadığı bir kez daha ortaya çıkıyor. O günlerde ülkesinde ağırladığı İsrail Başbakanı Ehud Olmert’in Tahran konferansına ilişkin “hastalıklı bir oluşum” değerlendirmesine katılıyor, dahası, “soykırım kayıtlarının yeniden açılmasının İsrail’in içinde bulunduğu tehlikeye” işaret ettiğini, hatta “İsrail’e yönelik tehdit” olduğunu söyleyerek yangına körükle gitmeyi tercih ediyor. Alman Parlamentosu Başkanı Norbert Lammert de bir başka âlem. Ahmedinejad’a bir mektup yazarak konferansı “bilimsel görünüm altında” antisemitik kampanya yapmakla suçluyor ve protesto ediyor. Görüldüğü gibi, o ünlü deyiş yine gündemde “none so pure as the purified” yani ve mealen “sonradan hidayete eren, öncekine bin basar.” Günümüz Alman siyasileri “soykırım”ın resmî varyantına kuş kondurmamaya kararlıdırlar! Nitekim, İran’ın “iflah olmaz” bir “rogue” devlet olduğunu bilmeyen var mıdır?

Ne “düzenbaz,” ne “dolandırıcı; yaramaz; serseri; ipsiz sapsız; kerata; sürüden ayrılmış bir fil, bir bizon gibi tehlikeli”(2) olduğunu bilmeyen var mıdır? O İran ki, “milletler ailesi”nin gözü önünde, “teröristleri himaye” etmesi, “kitle imha silahları geliştirmeye” kalkışması (3) yetmezmiş gibi şimdi de “soykırım belgelerini sorgulamaya kalkışmak suretiyle, Nazilerin ellerinde ölen altı milyon Yahudi ve diğer insanların anılarını rezil” etmektedir!(4)

İran yetkilileri istedikleri kadar amaçlarının “soykırımı Batı’nın tabularından ve Avrupa’nın akademisyenlere dayattığı kısıtlamalardan uzak bir bilimsel toplantıda tartışmak” olduğunu söylesinler, Almanya’da, Avusturya’da, Fransa’da tartışmanın dahi yasak olduğunu hatırlatırlarsa hatırlatsınlar; AP, konuyu saptırmaya ve gömmeye niyetlidir. Haberi geçerken indirgemeci bir üslup kullanmayı ihmal etmiyor: “Konferans, Ahmedinejad’ın İran’ı Batının siyasi, bilimsel ve akademik alanına alternatif bir güç olarak yerleştirme politikasına uygundur. Ahmedinejad’ın İsrail ve ABD karşıtı çıkışları son yıllarda Asya ve Afrika’ya yaptığı ziyaretlerde kitlelerin desteğini alması sağladı.” Konferansa ilişkin haberlerin ilk heyecandan sonra bıçak gibi kesildiğini de söylemeliyim.

Ajansın geçiştirmeye çalıştığı en çarpıcı olgu da, Ahmedinejad’ın destekçilerinin arasında ikisi haham, altı Yahudi’nin üstelik, tutucuların tutucusu olarak bilenen Neturei Karta tarikatına mensup Amerikan vatandaşı New Yorklu Hasidi Yahudilerin olması! Bu insanlar Siyonizm’e ve “soykırım dini” dedikleri olguya karşı duran “Siyonizm Karşıtı Yahudiler Birliği”nin üyesi, olup İsrail kurulmasının “Yahudi şeriatı”nın ihlali olduğuna savunmaktadırlar. (5) Geleneksel kara giysileri, şakaklarından sarkan lüleleri, geniş kenarlı kara şapkalarıyla zaman zaman Ağlama Duvarı’nda dövünürlerken hayretle seyrettiğimiz “ultra” Ortodokslar, konferansa göğüslerine iliştirdikleri “Yahudi, Siyonist değil!” rozetleri ile katılırlar. Cemaatin ileri gelenlerinden delege Haham David Weiss, Filistin’in Yahudilere ait olmadığını, Filistinlilere geri verilmesi gerektiğini savunmaktadır. Soykırımı inkâr ediyor değillerdir, ancak “Bir halkı ezmek için soykırımı böylesine utanmaz ve saldırgan (6) bir tavırla suistimal eden Siyonistler”e fena hâlde içerlemekte, “yalancı” olduklarını söylemektedirler.

İran Konferansı’nın uluslararası medyada yer bulabilmiş, daha doğrusu, AP’nin bile göz ardı edemeyeceği boyutlara ulaşmış olmasının başlıca nedenin Neturei Karta grubunun Tahran’da ortaya çıkmış olması olsa gerektir! Yoksa, çok iyi bildiğimiz gibi, ne Adelaide, ne International Historical Revision (IHR) ne benzeri anti-Siyonist örgütler, ne de Prof. Faurisson gibi eylemcilerin başlarına gelenler, Türk medyası şöyle dursun, uluslararası medyada da kolay kolay yer alan olaylar değillerdir. Nitekim, Tahran da, konferansa katılanların adlarını son dakikaya kadar gizli tutmak ve göz ardı edilemeyecek bir sürprizle ortaya çıkmak gibi bir yola başvurmuştur.

“Asıl olanın” soykırıma gölge düşürmesi muhtemel her türlü sorgulamayı Yahudi-düşmanlığı ile eşleştirmek ve karşı durmak olduğu dayatılan dünya düzeninde Ahmedinejad ve Mottaki gibi liderleri “marjinal” ilan edip, mahallenin delisi kabilinden abesle iştigalle suçlamak elbette en kolayı. Ama acaba öyle mi? İran Dışişleri Bakanı’nın sözlerine önyargısız kulak verildiğinde Tahran Konferansının hiç de spontane bir girişim olmadığı, tersine üzerinde düşünülmüş bir dış politika stratejisinin ses getiren parçası olduğu görülüyor. Mottaki, “Eğer soykırımın resmî varyantına ilişkin kuşku doğarsa, İsrail’in kimliği ve yapılanmasına ilişkin kuşku da doğacaktır. Ve eğer, bu gözden geçirme sürecinde soykırımın tarihi bir gerçeklik olduğu ispat edilirse, o zaman da bölge Müslümanlarının ve Filistinlilerin Nazi suçlarını cezasını çektikleri sorusu gündeme gelir” diyor, “Bugün Nazizim’e karşı olduklarını söyleyen sömürgecilik ve ırkçılıktan sabıkalıdırlar.” İster “naif” diyelim, ister “Don Kişotluk,” bakar mısınız şu mollaların yaptıklarına?

(1) “TEHRAN, Iran Dec 11, 2006 (AP)— Iran hosted Holocaust deniers from around the world Monday at a conference examining whether the Nazi genocide took place.” Konferansın adı bu: “Review of the Holocaust: Global Vision.”

(2) Hazar İngilizce-Türkçe online sözlük, “rogue” kelimesinin karşılıkları “düzenbaz; dolandırıcı; yaramaz; serseri; ipsiz sapsız tip; çapkın; köftehor; muzip; kerata; sürüden ayrılmış tehlikeli hayvan (fil, bizon vb).”

(3) “This conference seeks to question the record of the Holocaust and is a
disgrace to the memories of the six million Jews and others who died at the
hands of the Nazis.”

(4) ADL

(5) Konuyla ilgilenenler, “Nuke Türkiye”yi okuyabilirler.

(6) Kullanılan kelimeler “brazen” ve “beligerent.”

Alev Alatlı, “Bakındı Şu İran’ın Yaptığına! (1)”, Hatırla! Geçmişin Geleceğindir, İstanbul: Pınar Yayınları, s. 83.